 |
|
 |
 |
 |
 |
 |
Ramazan ÇANAKKALELİ
(canakkaleli.ramazan@gmail.com)
|
 |
 |
Taraf - SGK Başkanlığı TBMM’nin üstünde mi?
|
|
Merhaba sevgili okuyucular, 17 şubat günü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun Erzurum’daki özel yetkili savcıların yetkisini kaldırması ve sonrasında yaptığı açıklamalar birazcık varolan anayasa hukuku bilgimizin de aslında olmadığını; üniversitelerde okutulan hukuk derslerinin de Türkiye’de uygulama alanı olmayan ütopya devletinin hukuk kuralları olduğunu ortaya çıkardı.
Tam bu toz duman arasında SGK, Kısa Vadeli Sigortalar Daire Başkanı Osman Yüce imzası ile bir uygulama başlattı ki; bu da SGK tarafından sosyal alanda vatandaşımıza yapılan bir darbe oldu. Son zamanlarda önüne gelen kişi/kuruluş yetkisi çerçevesinde darbe yapmayı planlıyor veya darbe yapıyor. Tabii burada darbe kelimesini mecazi anlamda kullanıyorum; aslında yapılan, vatandaşa TBMM’nin verdiği hakkın kurum yararı, kamu çıkarı gibi kavramlarla vatandaşın elinden alınmasıdır. Kullanılan kavramların içeriği kelimeyi kullanan kişiye göre değiştiğinden, vatandaş neyin doğru neyin yanlış olduğunu ancak hakları gasp edilince anlayabiliyor.
Kamuoyunda sosyal güvenlik reformu olarak bilinen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, 1 Ekim 2008’de yürürlüğe girdiğinde, sağlık konusunda vatandaş odaklı, vatandaşın her türlü sağlık harcamasının 30 günlük sigorta primi ödenmesi karşılığında SGK tarafından karşılanacağı, bazı durumlarda vatandaşlarımız için herhangi bir prim ödeme şartı olmaksızın bu sağlık hizmetlerinin verileceği zannına kapıldım. Aslında bu his, zandan öte kanun metinlerinin açık anlamı ve Başbakan ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın açıklamalarının zihnimde oluşturduğu birikimden kaynaklanmaktaydı.
Eski ifadeyle, SSK, Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve isteğe bağlı sigorta kapsamında prim ödeyip genel sağlık sigortalısı sayılanlar, zorunlu sigortalıklarının sona erdiği tarihten itibaren 10 gün süreyle genel sağlık sigortasından yararlanıyordu. Bu kişilerin sigortalılık niteliğini yitirdikleri tarihten geriye doğru bir yıl içinde 90 günlük zorunlu sigortalılıkları varsa, sigortalılık niteliğini yitirdikleri tarihten itibaren 90 gün süreyle zorunlu sigortalılıklarından sonraki genel sağlık sigortalılıklarından dolayı prim borcu olup olmadığına bakılmaksızın bakmakla yükümlü olduğu kişiler dahil sağlık hizmetlerinden 17 şubata kadar yararlandırılıyordu.
TBMM veriyor SGK gasp ediyor...
SGK yetkilileri, kanunu tekrar okuyunca yaptıkları vahim(!) hatanın farkına varmışlar ve ‘vatandaşa bu kadar sağlık hakkını TBMM fazladan vermiş bunu nasıl tırpanlarız’ diye düşünürken, genel sağlık sigortası zorunlu olmadan vatandaşa zorunlu hale getirme formülünü bulmuşlar. Genel sağlık sigortasının zorunlu olma hükmü 1 Ekim 2010 tarihinde yürürlüğe girecekken, yaptıkları yeni uygulama ile bu süreyi öne çektikleri yetmiyormuş gibi, vatandaşa 10 gün sağlık hizmeti verdikten sonra “ya gelirini test ettir ya isteğe bağlı sigortalı ol, ya da hiç bunları yaptırmadan GSS primini tavandan öde ancak öyle sağlık hizmetini al” şartını getirdiler.
Artık, prim ödeyip genel sağlık sigortalısı sayılanlar, sigortalılık niteliğini yitirdikleri tarihten geriye doğru bir yıl içinde 90 günlük zorunlu sigortalılıkları varsa, zorunlu sigortalıklarının sona erdiği tarihten itibaren on gün süreyle genel sağlık sigortasından yararlanabilecekler, daha fazla yararlanmak isterlerse kendilerini GSS’li olarak tescil ettirmek zorundalar.
SGK’nın yaptığı bu sağlık hakkı gaspı ilk değil, geçen aralık ayında da çırakların ve stajyerlerin sağlık hakkını “5510 sayılı Kanun’un kimlere sağlık yardımı verileceğini ifade eden 60. maddesinde çıraklar ve stajyer öğrenciler lafzı geçmiyor” gibi komik bir de gerekçeyle gasp etmişti.
Yine hamile kadınların “analık sebebiyle ayakta veya yatarak; hekim tarafından yapılacak muayene, hekimin göreceği lüzum üzerine teşhis için gereken klinik muayeneler, doğum, laboratuar tetkik ve tahlilleri ile diğer tanı yöntemleri, konulan teşhise dayalı olarak yapılacak tıbbi müdahale ve tedaviler, hasta takibi, rahim tahliyesi, tıbbi sterilizasyon ve acil sağlık hizmetleri, ilgili kanunları gereğince sağlık meslek mensubu sayılanların hekimlerin kararı üzerine yapacakları tıbbi bakım ve tedavilerin” masraflarını da GSS’li olarak tescil edilmedikçe karşılamayacağını ilan etti. Ancak hamile kadınların GSS’li olarak nasıl ve hangi ekranda tescil edileceğini koskoca kurumda bilen bir Allahın kulu yok. Ortada daha bilgisayar programı yokken, sanki varmış da hamile kadınlar bu işten kaçıyormuş gibi onların da sağlık harcamalarını karşılamayı durdurdu.
Halk arasında doğum borçlanması olarak adlandırılan, SSK’lı kadının, iki defaya mahsus olmak üzere doğum tarihinden sonra iki yıllık süreyi geçmemek kaydıyla hizmet akdine istinaden işyerinde çalışmaması ve çocuğunun yaşaması şartıyla talepte bulunulan süreleri borçlanma hakkı; işten ayrıldıktan sonra 300 gün içinde çocuğun doğması şartı konularak zorlaştırıldı. Halbuki ne kanunda, ne yönetmelikte ne de tebliğde 300 gün şartı var. Kanunda gün düzenleme yetkisi verilmemesine rağmen, genelge ile 300 gün şartı getirilerek, anneler verilen hak gasp edilmiş oldu.
Yasa 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe girdi, SGK sağlık yardımlarının kapsamının bu kadar geniş olduğunu ancak fark edebildi ve fark eder etmez de gasp yoluna gitti. SGK yetkilileri yorumlarında haklı olduklarını düşünüyorlarsa bugüne kadar neden kanunu okuyup yorumlama zahmetine katlanmadılar? Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten 17 Şubat 2010’a kadar ödenen sağlık harcamalarını kimden tahsil edecekler? SGK’nın diş tedavileri, devam etmekte olan tedaviler, işitme cihazları gibi sağlık konularındaki dar yorumlamaları Danıştay’dan döndüğü gibi, dava açılması halinde bunlar da dönecektir.
SGK yöneticileri, vatandaşa TBMM’nin yasayla verdiği hakları nasıl gasp edeceğini düşüneceğine, 30 gün prim ödeyenlerin sağlık karnelerini otomatik olarak açacak şekilde bilgisayar alt yapısını ve yazılımlarını düzeltsin de vatandaşlar, SGK Müdürlüklerinde eczanelerde, hastanede provizyon kuyruklarında ömür tüketmesin.
Okura Cevap...
Soru: Ben Mustafa Zengin, yaklaşık üç yıl önce Antalya Devlet Hastanesi’nden yüzde 40 sakatlık raporu aldım (açık kalp ameliyatı nedeniyle) ve geçen ay askerlik şubesinin Erzincan Askerî Hastanesi’ndeki heyetinden de sakatlık raporu alarak (birinci derece) askerlikten muaf oldum, şu anda bir firmada sigortalı çalışıyorum.
1. Yaklaşık 15 yılda emekli olabiliyor muyum?
2. Maliye’ye başvurmam halinde sigortamdan kesinti olmayıp maaşımı brüt üzerinden alabiliyormuşum, doğru mu?
3. Devlete başvurmam halinde (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na) KPSS sınavına girmeden devletin mevcut 38 bin kişilik malul kadrosuna girebiliyor muyum?
Cevap: İlk defa sigortalı olduğunuz tarih 06.08.1991 ve öncesi ise 3600 günle emekli olabilirsiniz. Başlangıcınız daha sonra ise en geç 20 yıl sigortalılık süresi 4400 günle emekli olabilirsiniz. Vergi indirim belgesi almanız halinde yine ücretinizden sigorta primi ödenir ancak maaşınızdan bir miktar gelir vergisi kesilmez. Devletin yaptığı sınava girmeden, sadece başvuru ile özürlü memur kadrolarına giremezsiniz.
Sorularınız için Faks: 0216 449 1064
22.02.2010
|
|
 |
 |
 |
 |
|
|
 |